Bloomberg tarafından yapılan kapsamlı incelemeye göre, küresel ekonomik dengeler dramatik bir hızla doğuya kayıyor. Karayipler’den İran’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada askeri ve diplomatik hamleleriyle dikkat çeken ABD Başkanı Donald Trump’ın izlediği yol haritası, Washington’ın Asya’daki caydırıcılığını tartışmaya açtı. Uzmanlar, Trump’ın “önce Amerika” odaklı yaklaşımının, Asya’nın 55 trilyon dolarlık dev bir ekonomik güce dönüşme sürecinde ABD’nin elini zayıflatabileceği ve küresel ekonomide telafisi zor riskler doğurabileceği konusunda uyarıyor.
Asya: Küresel Ekonominin Yeni Ağırlık Merkezi
ABD’li stratejistler ve ekonomi vizyonerleri, uzun süredir dünya ekonomisinin kalbinin Asya’ya taşındığına dikkat çekiyor. Bloomberg Economics’in projeksiyonlarına göre, Asya ekonomisi 2025 yılındaki 38 trilyon dolarlık büyüklüğünden, 2035 yılında tam 55 trilyon dolara yükselecek. Aynı dönemde Avrupa’nın 37 trilyon dolara ulaşması beklenirken, ABD hariç Amerika kıtasının 11,5 trilyon dolar, Orta Doğu ve Afrika’nın ise 9,5 trilyon dolarda kalacağı öngörülüyor. Bu devasa fark, Washington’ın dış politikada neden Asya’ya öncelik vermesi gerektiğini bilimsel bir veri olarak ortaya koyuyor.
Ancak Trump yönetiminin bu yükselişi dengeleme biçimi, geleneksel diplomasi kurallarının dışına çıkıyor. Geleneksel yapı, Çin’i dengelemek için müttefiklerle sıkı bir iş birliğini savunurken; Trump yönetimi zaman zaman müttefiklerine yönelik sert ticaret tehditleri ve alışılmadık talep listeleriyle farklı bir kulvarda ilerliyor. Bu durum, uluslararası ilişkilerde kural temelli sistem yerine, “orman kanunlarının” ve nüfuz alanlarının hakim olduğu yeni bir dünya düzeni tartışmasını beraberinde getiriyor.
Nüfuz Alanları ve Caydırıcılık Riskleri
Uzmanlar, dünyayı nüfuz alanlarına bölerek yönetme anlayışının büyük riskler barındırdığını ifade ediyor. Eğer ABD kendi etki alanını keskin çizgilerle belirlerse, bu durum diğer büyük güçlerin de benzer taleplerde bulunmasının önünü açabilir. Çin’in Tayvan ve Güney Çin Denizi üzerindeki egemenlik iddiaları sürerken, NATO’nun doğu kanadındaki ülkeler de Rusya’dan gelebilecek olası tehditler karşısında endişe duyuyor.
Özellikle Tayvan odaklı bir çatışmanın küresel ekonomiye maliyetinin 10 trilyon doları aşabileceği hesaplanıyor. Güney Çin Denizi’ndeki limanların her yıl 4 trilyon dolarlık bir ticarete ev sahipliği yaptığı düşünülürse, bölgedeki bir güvenlik zafiyetinin tüm dünyayı ekonomik bir karanlığa sürükleyebileceği görülüyor. Trump’a yakın çevreler ise bu sert stratejinin Çin’e net bir mesaj verdiğini ve Avrupa’yı savunma harcamalarını artırmaya zorlayarak müttefikleri daha sorumlu hale getirdiğini savunuyor.
Orta Doğu’da Yeni Cephe ve Petrol Krizi Kapıda mı?
Münih Güvenlik Konferansı öncesinde dünya kamuoyunun gözü sadece Asya’da değil, aynı zamanda barut fıçısı niteliğindeki Orta Doğu’da. ABD’nin İran’a yönelik olası bir askeri hamlesinin riskleri Bloomberg Economics tarafından masaya yatırıldı. Analizlere göre, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması veya bölgedeki enerji altyapısına saldırı düzenlenmesi durumunda petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkması kaçınılmaz görünüyor.
Diplomatik temaslar sürse de, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Washington ziyareti ve ABD’nin bölgedeki askeri tahkimatı, gerilimin her an tırmanabileceğine işaret ediyor. Enerji fiyatlarındaki böyle bir sıçrama, Asya’nın büyüme motorunu yavaşlatabileceği gibi küresel bir enflasyon dalgasını da tetikleyebilir.
Müttefiklerle Açılan Mesafe ve “Yırtıcı Hegemonya”
Trump’ın Japonya, Güney Kore ve Hindistan gibi stratejik ortaklara yönelik gümrük tarifesi tehditleri ve Tayvan’ın güvenliği için kullandığı “sigorta ödemesi” benzeri ifadeler, bölgedeki müttefikleri alternatif arayışlara itiyor. Kanada ve İngiltere gibi geleneksel müttefiklerin Çin ile temaslarını sıklaştırması, Washington’ın tek taraflı hamlelerine karşı bir denge arayışı olarak yorumlanıyor. Kanada Başbakanı Mark Carney’in, kurallara dayalı uluslararası düzeni “artık işlevini yitirmiş bir kurgu” olarak nitelendirmesi, Batı ittifakındaki çatlağın derinliğini gösteriyor.
Harvard Kennedy School öğretim üyesi Stephen M. Walt, Trump’ın bu yeni dönem stratejisini “yırtıcı hegemonya” olarak tanımlıyor. Walt’a göre bu yaklaşım, kısa vadede ABD’ye bazı kazanımlar getirebilir ancak çok kutuplu bir dünyada sürdürülebilir olması imkansız. ABD’nin aynı anda birden fazla cephede (Asya, Orta Doğu, Avrupa) gerilim yaşaması, kaynakların bölünmesine ve özellikle Asya’daki caydırıcı gücün zayıflamasına neden olabilir. Bu durum, Çin’in Tayvan konusunda çok daha cesur ve geri dönülemez adımlar atmasına zemin hazırlayabilir.
